>
 
Muş’un Jeotermal Potansiyeli Üniversitemizin Katkılarıyla Keşfediliyor

 

Üniversitemizin yürütücüsü olduğu, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Dokuz Eylül Üniversitesi ve Niğde Ömer Halisdemir Üniversiteleri ile ortaklaşa gerçekleştirilen “Muş'un Jeotermal Potansiyelini Belirleme ve Geliştirme Projesi” ikinci etap çalışmaları tamamlandı. Projede görev alan bilim adamları üniversitemiz Konukevinde düzenlenen basın toplantısında çalışmada geldikleri aşamaya ilişkin bilgi verdi.

 

“Muş'un Jeotermal Potansiyelini Belirleme ve Geliştirme Projesi” kapsamında ilimizin sıcak su haritasının çıkarılması için başlatılan çalışmalar sürüyor. Üniversitemiz ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Dokuz Eylül Üniversitesi ve Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında, ilimizin sıcak su haritasının çıkarılması için bir haftadır çalışma yürüten bilim adamları, Muş ve ilçelerindeki sıcak su kaynaklarından örnekler alarak ölçümler yaptı.

 

Muş Alparslan Üniversitesi Afet Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. İskender Dölek, Türkiye’nin güzide üniversitelerinden hocaların katılımıyla yürütülen projenin belli bir boyuta geldiğini ve ikinci etap çalışmaların tamamlandığını söyledi. “Bu proje, jeotermal potansiyelini açığa çıkartmanın dışında Muş’a bir vizyon kazandırma amacı da gütmektedir.” diyen Yrd. Doç. Dr. Dölek, proje sayesinde somut sonuçlara ve verilere ulaşılmasının Muş’a ekonomik anlamda önemli katkılar sunabileceğini vurguladı.

 

Muş’un ısıtılması ve doğal kaynaklarının tespitinin yanı sıra depremsellikle ilgili bazı çalışmalar için alt yapı oluşturabilecek çalışmalar da yürütüldüğünü dile getiren Yrd. Doç. Dr. İskender Dölek, “Sekiz aylık çalışma sonunda elde edilen veriler derlendiği zaman Muş’un yerbilimleri ile alakalı potansiyeli ortaya çıkartılmış olacaktır.” dedi.

 

“Termal turizmin geliştirilmesi ile yurt dışından ziyaretçi akını olabilir.”

Türkiye'nin enerji kaynaklarının önemli bir kısmının petrol, doğalgaz ve kömüre bağlı olduğunu anlatan İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Jeotermal Enerji Araştırma ve Uygulama Merkezi (JEOMER) Müdürü Prof. Dr. Alper Baba ise jeotermal enerjinin yenilenebilir, ekonomik ve sürdürülebilir bir enerji türü olduğunu söyledi. Ülkelerin bağımsızlığının direkt olarak enerji ile ilgili olduğunu dikkat çeken Prof. Dr. Baba, “Maalesef ülkemiz her yıl yaklaşık 56 milyar dolar gibi bir parayı enerji kaynağı için dışarı vermektedir.” dedi.

 

Prof. Dr. Alper Baba şöyle konuştu: “Muş'un jeotermal potansiyeli geliştirilirse, kırsal kalkınmaya ciddi destek sunacaktır. Biliyoruz ki bu bölgede ciddi anlamda volkanik aktiviteler var. Nemrut Krater Gölü, Süphan Dağı ve Varto Kalderası bunun örneğidir. Varto bölgesinde önemli su kaynaklarına işaret eden noktalar gördük.

 

Jeotermal enerji yenilenebilir enerji olduğu için verimliliği ve daha pozitif bir getirisi var. Jeotermal enerji sürekli çalışan ve entegre olarak kullanabildiğimiz bir sistem. Örneğin elektrik üretiyorsunuz. Ürettiğiniz elektriğin fazlasını kent ısıtmasında kullanabilirsiniz, seracılık yapabilirsiniz, balıkçılık yapabilirsiniz, yol ısıtabilirsiniz, kurutma yapabilirsiniz. Muş Ovası ciddi anlamda tarım yapılan bir bölge ve buralarda bu sistemler uygulanabilir. Termal turizmin geliştirilmesi ile yurt dışından ziyaretçi akını olabilir. Kalderaların varlığı buranın ekonomisine ayrı bir katkı sağlayabilir.”

 

“Bölge sadece jeotermal enerji açısında değil doğalgaz açısından da ilgilenilmesi gereken bir bölgedir.”

Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir de bölgenin depremselliğine dikkat çekerek, “Bu bölge sismik yönden aktif bir bölge ve fayların uzunlukları; mesela Muş havzası olarak baktığımız zaman Muş havzasının hem güneyinde hem kuzeyinde ters bileşenli doğrultuda aktif fayların varlığını gözlemledik.” dedi. Fayların önemli bölümünün yaklaşık 7’nin üzerinde deprem üretebilecek nitelikte olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sözbilir, öncelikle bu fayların haritalanması gerektiğini belirtti.

 

Prof. Dr. Hasan Sözbilir, şunları kaydetti: “Fay zonlarında kalan binalar, bu binaların özellikleri, eğer depreme dayanıklı değillerse yapı performans analizlerinin yapılması gerekiyor. Aynı zamanda Muş havzasının içinde, özellikle alüvyal zeminde yeraltı sularının yüksek olduğu gözlemledik. Eğer bölgede sıvılaşma riski taşıyan alanlar varsa bunların da belirlenip ona göre yapılaşmaya izin verilmesi gerekiyor.

 

Çalışmalarımızda özellikle Muş’tan Varto’ya ve Van Gölüne kadar olan bölgeyi taradık. O bölgede önemli gözlemler yaptık. Sıcak sulardan örnekler aldık. Oradaki diri faylarla ilgi gözlemlerimiz oldu. Tabii oradaki kayaların da önemli özellikleri var. Örneğin Muş havzasının hemen kuzeyinde değişik özelliklerde kayalar olduğunu gözlemledik. Bunlar koyu renkli kayalar ve eğer Muş havzasının altında gömülmüşlerse bunlarla ilgili doğalgaz potansiyeli bu bölge için düşünülebilir. Yani bu bölge sadece jeotermal enerji açısında değil doğalgaz açısından da ilgilenilmesi gereken bir bölgedir.”