images

Çay Bahane Sohbetleri 46: Unutulmuş Bir Göçün İzinde: Latin Amerika’daki Turco’lar

Geleneksel "Çay Bahane Sohbetleri" program serimizin 46’ncısı, Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. A. Üstün Çatalbaş’ın “Unutulmuş Bir Göçün İzinde: Latin Amerika’daki Turco’lar" başlıklı konuşmasıyla gerçekleştirildi.

Rektörümüz  Prof. Dr. Mustafa Alican’ın da katıldığı programda Dr. Çatalbaş, konuşmasında Osmanlı coğrafyasından Latin Amerika ülkelerine gerçekleşen göçlerin tarihini, göç örüntülerini ve bu göçmenlerin entegrasyon süreçlerini ele aldı. Latin Amerika ülkelerinde Türkler (Los Turcos) olarak adlandırılan Osmanlı göçmenlerinin sosyolojik özelliklerini analiz ederken şu ifadelere yer verdi: 

“Latin Amerika’da Türk olarak genellenen Osmanlı tebası esasında dini, mezhepsel ve etnik köken olarak çeşitlilik göstermektedirler. Ancak Latin Amerikalıların zihin dünyasında Türk İmparatorluğundan gelen bu göçmenlerin tekmili birden Türk olarak adlandırılmışlardır. Bir başka deyişle Osmanlı pasaportunu hamil oldukları için bir genelleştirme söz konusudur. Bu dönemde Osmanlı coğrafyasından Latin Amerika’ya göç eden Ermeni, Yahudi (Seferad Yahudileri) ve hatta Yunanlara da Türk deniliyordu ancak zaman içerisinde bu gruplar - özellikle Ermeni ve Yunanlar - kendilerini bu tanımlama ve tasniften itina ile ayırmışlardır zira kendi kimliklerini Türk kimliğinin karşısına koyarak inşa ediyorlardı.”

Dr. Üstün Çatalbaş, bu bağlamda Osmanlı göçmenlerinin 19. yüzyılda Amerika kıtasına doğru gerçekleşen Küresel Göç Dalgasının bir parçası olduğunu belirtti. Söz konusu küresel göç dalgasında Amerika kıtasında köleliğin kaldırılması ve sanayileşme nedeniyle oluşan işçi açığını doldurmak için kıta ülkelerinin izlediği açık kapı politikasına dikkat çeken Dr. Çatalbaş, “Bu göçlerin başladığı dönemden itibaren bir asır içerisinde Amerika kıtasının nüfusu birkaç katına çıkmıştır. Toplamda, dönemin dünya nüfusunun yüzde 3’üne tekabül eden, 60 milyon insan göç etmiştir ve en çok göç alan ülke yüzde 70 ile ABD’dir. Osmanlı göçmenleri de aynı oranda ABD’yi tercih ediyorlardı; daha sonra yüzde 10 ile Arjantin ve yüzde 9 ile Brezilya gelmektedir.” dedi. Ancak kıta boyunca Avrupa dışından gelen göçmenlere karşı ayrımcılık uygulandığını vurgulayan Dr. Çatalbaş “özellikle Müslüman Araplar açıkça istenmeyen olarak ilan edilmişlerdi ama yine de Hrıstiyan Araplar (Katolik Maruniler ve Ortodoks Melkaniler) toplumlara daha çabuk uyum sağlayabilmişlerdir. Bir başka deyişle, Müslümanlar daha geç kabul görmüştür.” diye devam etti. Son olarak, ilk Osmanlı göçlerinin başlamasından itibaren aradan geçen bir buçuk asırlık süre zarfında Latin Amerika toplumlarına her anlamda (kültürel, siyasi, iktisadi gibi) uyum sağlayan Turco’ların bugün Türkiye Cumhuriyetinin de bölgeye yönelik başlatmış olduğu diplomatik açılım bağlamında kamu diplomasisinin önemli bir ayağını oluşturmakta olduğuna değinen Dr. Çatalbaş “Osmanlı yıkıldıktan sonra da bölgeye eski Osmanlı coğrafyasından insanlar gelmeye devam etmişlerdir ve hala bu göçmenlere - özellikle Şili’de Filistinlilere ve Paraguay’da Suriyeli ve Lübnanlılara - Türk denilmektedir. Göç rotalarında Türkiye önemli bir rol oynadığı için yeni dalga göçmenler Türkçe de konuşabilmekte, Türkiye ile bağlarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle Türkiye bölgeye iktisadi, kültürel ve siyasi sahalarda nüfuz etmeye çalışırken bu göçmenlerin önemini kavramış görünüyor.” diyerek sözlerini noktaladı.

Editör: Öğr. Gör. Kübra Gökdemir

Fotoğraf: Alirıza Altaş



OLUŞTURULMA TARİHİ: 18-10-2024 07:51 |