“Edebiyatın, sanatın ve düşüncenin bütün türlerinde, atılımı Öncü Kuşak Yapacak”
13 Ekim günü Üniversitemizin İslami İlimler Fakültesi Konferans Salonu’nda Medeniyet Tasavvuru ve Öncü Kuşak konulu bir konferans veren Gazeteci Yazar Yusuf Kaplan, İslâm Medeniyeti ve Türkiye’nin entelektüel manada tecrübe ettiği meseleler ve bunların çözüm yolları üzerine sorularımızı yanıtladı.
1. İslam Medeniyeti hali hazırda aktif ve canlı mıdır?
“Şuan Batı Uygarlığı’nın dışında hiçbir medeniyetin yaşadığını söyleyemeyiz. Batı uygarlığının diğer medeniyetlere karşı bir meydan okuması ve saldırısı söz konusudur. Bununla, bir emperyalizm tecrübesi üretilmiş ve diğer medeniyetlerin kökleri, dinamikleri ve hatta Batı Medeniyeti’ne karşı bakış açıları ciddi bir şekilde sarsılmıştır. Diğer medeniyetlerin kendileri gibi kalarak nefes alış verişleri dahi zorlaştırılmıştır. Arnold Toynbee bu durumu, modernitenin 300 yıllık meydan okuma sürecinde 26 medeniyetten fiilen 16’sını yok edip 9’unu da fosilleştirdik diyerek belirtir. Sonuç olarak; Batı Uygarlığı’nın karşısında hiçbir medeniyetin kendisi kalarak var olduğunu söyleyemeyiz. Fakat Batı’nın bu entelektüel emperyalizmine karşı İslâm Dünyası’nın cılız da olsa bir şekilde direnebildiğini görüyoruz. Bunun da günümüzdeki en bariz örneği Filistin’dir.”
2. İslam Medeniyeti yeniden yükselecekse “Öncü Kuşağın” genel kültür ihtiyacı haricinde bir ideal fikre ihtiyacı var mıdır?
“Tâbi ki! Öncü kuşak sanatın ve edebiyatın bütün türlerinde ön açacak ve bu alanlarda özgün diller geliştirecek. Edebiyatın, sanatın ve düşüncenin bütün türlerinde, atılımı Öncü Kuşak yapacak. Bu yapılmadan medeniyetimizin sıçrama yapması mümkün değildir!”
3- İslam dünyası ve Türkiye'deki aydınların içinde yaşadıkları toplumun sosyolojisine yeterince önem verdiklerini söylemek mümkün müdür?
“İslâm Dünyası ve Türkiye’yi bu manada birbirine benzetemeyiz. Her ikisinin yaşadığı modernleşme tecrübesi birbirine çok fazla benzemiyor. İslâm Dünyası’nda, Türkiye dışındaki bütün ülkelerin işgale ve tecavüze uğrayıp kültürlerinin tahrip edildiğini görüyoruz. Bu manada Türkiye’ye doğrudan bir saldırı olmasa da, zihni bir saldırı söz konusudur. Tanzimat’tan itibaren bürokrasi ve devlet ele geçirildi. Mustafa Reşid Paşa ile başlayıp Ali Paşa, Fuat Paşa ve sonraki kuşak Mithat Paşalar vesilesiyle, II. Meşrutiyet ile birlikte Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle İngilizler devleti ele geçirmiştir. Böylelikle Türkiye’de düşünsel manada ameliyat yapmak kolay hale gelmiştir. Aydınlar nezdinde Türkiye, “celladına aşık bir toplum” haline dönüştürülmüştür diyebiliriz. Türkiye’deki seküler ve batıcı aydınlar kadar, muhafazakar ve milliyetçi aydınlarda da Batıcılığın izleri çok güçlü şekilde mevcuttur. Fakat bu aydınların Batı’yı tanımadıkları gibi kendi medeniyet tecrübelerini de tanıdıkları söylenemez. Şunu çok net şekilde ifade etmeliyim ki, Türkiye’nin önündeki en büyük takoz, dünya ile birlikte kendisini de tanıyamayan aydınlardır.”
4- İslâm Medeniyeti’nin dünyaya kendini ifade etmesinde sanatın rolü nedir ve bu husus yeterince anlaşılmış mıdır?
“Sanatı biraz daha geniş kapsamlı düşünürsek, sinemada ve müzikte çok kötüyüz. İslâm Dünyası’nda simema hususunda kim ne yapıyor sorusuna verilecek en iyi cevap, İran Sineması’dır. İslâm Dünyası’nda iyi yönetmenler elbette var; Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim, bunlar iyi yönetmenlerdir. Fakat İslâm Dünyası ile sinema aracılığıyla ortak bir dil kurma kaygısı, gördüğüm kadarıyla bir tek Semih Kaplanoğlu’nda var. Şiir hususunda, şuan dünyanın en büyük şairi Türkiye’de yaşıyor; İsmet Özel.”
5- Gazze ile ilgili İsrail ve yandaşlarının oluşturduğu dezenformasyona karşı alternatif bir akım oluşturmak mümkün müdür?
“Elbette! Bunu Sosyal Medya’dan da gözetlemek mümkün. Mesela geçenlerde İsrail’in bir saldırısında ilginç bir çıkış oldu. O an İsrail, Sosyal Medya’da yenildi! Şuan içinde yaşıyor olduğumuz Postmodern Çağ’da, algı, aklı çarmıha germiştir. Dolayısıyla Sosyal Medya ve medya üzerinden hükümetlerin ve sivil toplum kuruluşlarının dezenformasyona karşı küresel ölçekte bir şeyler yapması lazım. Bu bağlamda 1843 yılından beri yayın hayatında olan The Economist Dergisi, haber dergisi olmaktan ziyade dünyayı yöneten güçleri yönlendiren bir dergi olup algının önemini gözler önüne sermektedir.”
Röportaj: Fadime Uzunluoğlu
Fotoğraf: Nejdet Kartal