Çay Bahane Sohbetleri’nde Yazar Peren Birsaygılı Mut’u Ağırladık
Çay Bahane Sohbetleri’nin 15’inci bölümünde yazar Peren Birsaygılı Mut’u ağırladık.
“Filistin Edebiyatı” konulu konuşmasında Filistin trajedisinin ekseriyetle 1948 yılından itibaren ele alınmasının doğru bir yaklaşım olmadığını ifade ett. Filistin’in bugünkü durumunun 1917 Balfour Deklarasyonu ile başladığını belirtti ve trajedinin en büyük tanıklığını edebiyatın yaptığını ileri sürdü.
Filistin edebiyatını Nekbe öncesi ve Nekbe sonrası olarak ayrı değerlendirmek gerektiğini vurgulayan Mut, yaşananların yüz yıllık trajedi olduğunu ifade etti ve şöyle söyledi: “Yaşanmış bütün olayların izini Filistin edebiyatı üzerinden sürüyoruz. Yüz sene öncesinden kaleme alınmış şiirler, romanlar, öyküler, tiyatrolar söz konusu Filistinli yazarlar tarafından kaleme alınan. Bu nedenle Nekbe öncesinde Filistin’de büyük bir direniş geleneği görüyoruz.”
Sözlerini, yazarlar üzerinden örnekler sunarak sürdüren Mut, Filistin’in ilk direniş şairlerinden ve mezkûr edebiyat geleneğini başlatan ilk isimlerden İbrahim Tukan’dan bahsetti. Mut, bu durumla alakalı önemli ifadelerde bulundu: “Nabluslu varlıklı bir ailenin oğlu ve bir koldan da Türk bir aileden gelir. Filistin’de, Mescid-i Aksa’nın batı yüzündeki duvarı Siyonistler ele geçirmeye çalıştıklarında birçok Müslüman’ı duvarın önünde şehit ediyorlar. 1929 senesinde Müslüman ve Hristiyanlar birlikte yürüyüşe geçerek duvarı savunuyorlar. Hatta Burak Duvarı savunma komitesi de kuruluyor. Burada yaşanan olaylar esnasında üç Filistinli genç idam ediliyor. İşte İbrahim Tukan da bu üç genç için yazdığı “Kızıl Salı” adlı şiiriyle Filistin direniş edebiyatının ilk örneklerinden birini veriyor. Pek bilinmeyen ancak çok sayıda eseri olan İbrahim Tukan’ın Türkiye’de çalışılmasını öneririm.”
Nekbe öncesi direniş edebiyatına dair yüzlerden bir diğeri olan Abdurrahim Mahmud’a değinen Mut, Mescid-i Aksa’nın yaşadığı tehlikeye dikkat çeken ilk şiir olan “Aksa’ya Veda” adlı eseri Abdurrahim Mahmud’un kaleme aldığını belirtti. Bir diğer önemli yüz olan Nuh İbrahim’e değinen Mut, şairin İngiliz sömürge valisini hicveden ilk şiirleri kaleme aldığını ifade etti. Bahse konu olan şiirlerin Filistin tarihinde marşlara dönüştürüldüğünü ve çok önemli işlevlere sahip olduğunu ifade eden Mut, mezkûr şiirlerin Filistin’in köylerinde ve kasabalarında da pek çok insan tarafından söylendiğini belirtti ve şunları söyledi: “Bugün Filistin’de savaşan insanlar beşinci veya altıncı nesil. Bu insanların oradaki en büyük motivasyon kaynaklarını da hâlen bu eski direniş şiirleri oluşturuyor. Nuh İbrahim’in yıllar evvel yazdığı şiir bugün hâlen Gazze’de, Batı Şeria’da söyleniyor. Edebiyat onlar için en büyük motivasyon olmuştur. Filistin direniş tarihinde erken dönem edebiyatın rolü çok büyük olmuştur.”
Sözlerini Nekbe sonrasına getirerek sürdüren Mut, Mahmud Derviş’e değindi. Çocuk yaşta başladığı ve bu nedenle çok erken yaşta yaptırımlarla karşılaşan Mahmud Derviş’in direniş edebiyatını sürdürerek Filistin davasını dünyaya duyuran şiirler kaleme aldığını ifade eden Mut, Mahmud Derviş’in karakter özelliklerinin ve sürgüne rağmen çalışkanlığının imrenilesi olduğunu belirtti. Sözlerini Gassan Kenefânî’ye getiren Mut, şairin 36 yaşındaki katledilmesine kadar geçen sürede birçok öykü kaleme aldığını belirtti. Mut, Nekbe sonrası yazarların, yazdıklarını dünyaya duyurma noktasında çok daha geniş imkânlara sahip olduğunu ifade etti. Naci El-Ali’yi hatırlatarak konuşmasını sürdüren Mut, Naci El-Ali’nin “siyonist edebiyat” tabirini ve Siyonistlerin edebiyatını Filistin tarihinde ilk defa inceleyen yazar olduğunu belirtti. Siyasî Siyonizm’den önce edebî Siyonizm’in ortaya çıktığına dikkat çeken Mut, 1966 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü Siyonist bir yazarın aldığını belirterek Gassan Kenefânî’nin Siyonizm ve edebiyat ilişkisini ortaya koyan ancak hâlen tercüme edilmemiş olan eserine dikkat çekti. Nekbe öncesi şairlerden İbrahim Tukan’ın kız kardeşi olan Fatıma Tukan’a değinerek sözlerini sürdüren Mut, bir kadının şiir yazmasının yargılandığı bir dönemde Fatıma Tukan’ın Filistin direniş edebiyatının ilk kadın şairlerinden olduğunu ileri sürdü.
Filistin edebiyatının izlerini sürmenin önemini hatırlatarak sözlerini tamamlayan Mut: “Filistin davasının en büyük gücü aslında edebiyat. Siyonist edebiyatın ve Siyonist sözcüklerin kalplerde oluşturduğu etkiyi silebilmek çok zor. Ancak onlar edebiyattan korkuyorlar. Birçok Filistinli edebiyatçı suikaste kurban gitti bu yüzden. Filistin’de yaşanan dramı korkusuzca sözle, romanla, şiirle, çizgiyle bize anlatmaya devam edenler var. Bizler de onların sözünü bütün dünyaya yaymada onlara yardımcı olabilirsek Filistin davasına hizmet etmiş oluruz. Edebiyatı hafife almamamız gerekiyor” dedi.
Program, soru-cevap bölümüyle sona erdi.
Editör-Fotoğraf: Öğr. Gör. Kübra Gökdemir