Rektörümüz Prof. Dr. Polat, Kur'an'a Çağdaş Yaklaşımların Geleneksel Referansları Üzerine Seminer Verdi

Rektörümüz Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat, İslami İlimler Fakültesi Çarşamba Seminerleri kapsamında, “Kur'an'a Çağdaş Yaklaşımların Geleneksel Referansları Üzerine” başlıklı bir seminer verdi. Erdoğan Bektaş amfisindeki seminere İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adülcelil Bilgin, fakültenin akademik ve idari kadrosu ile öğrencilerimiz katıldı. 

 

Sözlerine, doktora tezinin önemli bir ilgi sahasını teşkil ettiğini belirttiği seminer konusunun son derece derin bir mahiyeti olduğuna işaret ederek başlayan Prof. Dr. Polat, konuya ilişkin en çok tartışılan temel meseleler üzerinde duracağını, teknik detayları dinleyicilerin okumalarına bırakacağını söyledi.

 

Kur’an’a çağdaş yaklaşımlara eleştirel perspektiften baktığını, dolayısıyla çağdaş düşüncenin dayandığı referansları, geleneksel olanları da dâhil, ekseriyetle meşru ve makul kabul addetmediğini vurgulayan Prof. Dr. Polat, çağdaş İslam düşüncesi tanımlamasına uygun düşen alanda söz söyleyenlerin sonradan gelenlerinin önceden gelen isimleri arattığı bir düşünsel yapının söz konusu olduğunun altını çizdi. 

 

“Savrulmayı önleyen bir çalışma alanından yahut bakış açısından söz ediyorum.”
“Demek ki zaman geçtikçe bir öncekiler bir sonrakilere göre çok daha değerli görülebiliyor. Yani daha önce kıyasıya eleştirilenler daha makul bir şekilde anlaşılırken sonradan gelenler öncekilere rahmet okutabiliyor.” diyen Prof. Dr. Polat, geleneğin merkeziliğinden ve bağlayıcılığından uzaklaşılan her an, ölçüsüz biçimde savrulma ihtimalini göz önüne almak gerektiğini söyledi. 

 

İslam düşüncesinde, bağlamları ve hareket noktaları farklı olsa da yeni yahut günümüze özgü zannettiğimiz tarihselcilik gibi pek çok meselenin, Asrısaadetten günümüze kadar çok geniş bir zaman diliminde değişik düzeylerde ve farklı inanç, mezhep ve meşrep erbabınca tartışılageldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Polat, “Bizim geleneğe sıkı sıkıya sarılmamız, aslında çağdaş İslam düşüncesi denilen düşünce dünyasına da bir hizmet olarak algılanmalıdır. Yani savrulmayı önleyen bir çalışma alanından yahut bakış açısının bu sayede zabt u rapt altına alınmasından söz ediyorum.” şeklinde konuştu.

 

Çağdaş yaklaşımların en çok kullandığı geleneksel referansın, Kur’an’ın cem edilmesi, yani derlenip toplanması ile ilgili meselelere dair zayıf rivayetler olduğunu dile getiren Prof. Dr. Polat, vahyin şifahi bir kültürün mü yoksa kitabî bir kültürün mü ürünü olduğuna dönük tartışmaları ve İmam Mushaf'ın ardından kişilere özel  mushafların Hz. Osman döneminde yakılması ile ilgili rivayetleri bu referans türlerine örnek gösterdi. Prof. Dr. Polat şöyle konuştu: “Bu tartışmaya dönük eleştirimiz şudur: Bütün diller sentetiktir, ama Kur’an süper sentetik bir dile sahiptir. Biz Kur’an hakkında konuşurken, muhafızı olan yüksek karakterli edebi bir metin hakkında konuşuyoruz. Bu kitabın sahibinin Allah olduğuna inandığımız için, onun, insan elinden çıkma edebi metinlerde örneklerini görebileceğimiz kusurlardan beri olduğunu düşünüyor ve inanıyoruz. 

 

Ben Kur’an’ı bir küreye benzetiyorum. Diyelim ki Fatiha’dan yahut Yasin suresinden okumaya başladınız, sizi bir anda içine alıyor ve kendi dünyasına dâhil edebiliyor. Oysa vahiy dışı metinler için böyle bir imkân söz konusu değildir. Aynı şekilde bir yerde size kapalı kalan bir anlamın başka bir yerde açıklığa kavuştuğunu da görebiliyoruz. Bu konuda çok sayıda örnek verilebilir. Bu durum Kur’an’ın niteliğiyle ilgili en önemli farktır. 

 

Çağdaş yaklaşımların Kur’an’ın toplanmasıyla ilgili tezlerinden benim en fazla karşı çıktığım, Kur’an’ı Kerim’deki bazı ayetlerin ve farklı okuyuşların kaybolduğu yönündeki iddiadır. Bu iddia sahipleri Hz. Osman’ı itham ederek Kur’an’ın cemi hakkında insanların akıllarına ve kalplerine şüphe tohumları yerleştirmektedirler.”

 

Kahire’de 1898-1940 yılları arasında yayımlanan ve İslam dünyasındaki çağdaş tartışmalara önemli bir zemin teşkil eden el-Menâr dergisi hakkında bilgiler aktaran Prof. Dr. Polat, bu derginin o dönem Türkiye’deki muasır İslamcıların da beslendiği bir kaynak olduğunu söyledi. Prof. Dr. Polat, çağdaş yaklaşımlarda öne çıkan isimlerin pek çoğunun asıl yararlandıkları kaynakların ise oryantalistlerce yazılmış ya da şarkiyatçı nitelikte kaynaklar olduğunu, dolayısıyla bu isimlerin İslam kaynaklarını yorumlama biçimlerinin de Batılı bir perspektif taşıdığını söyledi. 

 

“Bir konuyu olması gerekenden fazla incelerseniz bir süre sonra o konunun esiri olabilirsiniz.”
Nietzsche’nin ‘İyinin ve Kötünün Ötesinde’ kitabındaki 146. aforizması olan, “Uzun süre uçuruma bakarsan uçurum da sana bakar.” sözünü hatırlatan Prof. Dr. Polat, “Siz bir şeyle çok fazla meşgul olursanız o da sizinle çok fazla meşgul olmaya başlar. Dolayısıyla bir konuyu olması gerekenden fazla incelerseniz bir süre sonra artık o konunun esiri olabilirsiniz.” diye konuştu. 

 

Kur’an’ın cemiyle ilgili İslam dünyasındaki tartışmaların neredeyse tamamında bir Şii-İsmâilî muharrik aramanın beyhude bir arayış olmayacağının altını çizen Prof. Dr. Polat, konunun bu yönü üzerinde de farkındalığı yüksek bir tavır almak gerektiğini vurguladı. 

 

Kıraat farklılıkları konusundaki eleştirilere değinen Prof. Dr. Polat, şöyle konuştu: “Bugün elimizde bulunan Mushaflar, hemen hemen bütün kıraatlerde okumak için yeterlidir. Bizim için kutsal olan Mushaf’ın kâğıdı, mürekkebi, zineti değildir. Bizim için esas önemli olan okuyuştur. Çünkü yazıda beşerî hata ya da asla zarar vermeyen farklı yazımlar olabilir. Nitekim Hz. Osman döneminde ihtilafa düşülen bazı kelime yazımlarında Kureyş lehçesi tercih edilmiştir. Okunup yazılmayan, yazılıp okunmayan yerler vardır. O bakımdan, bizim için önemli olan bir hafızın ağzından, bir fem-i muhsinden Kur’an-ı Kerim’i dinlemektir. 

 

Modern dönemde bu tartışmayı yapanların kendi içinde bir tezada düştüklerini görüyoruz. Eğer çoklu Mushaf faydalı bir şey olsaydı, İznik konsülünde Hristiyanlar bir araya gelip herkesin üzerinde ittifak edeceği bir metin bulalım demezlerdi. Öte yandan Kur’an-ı Kerim’in tahrif edilmediğini gösteren önemli delillerden bir tanesi de Hz. Peygamber döneminde ve daha sonra yaşayan münafıklardan hiçbirinin bu konuda bir eleştirisinin ya da yorumunun olmamasıdır.”

 

Soru-cevap faslı ile sona eren seminerin ardından İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adülcelil Bilgin, Prof. Dr. Polat’a katılım belgesi takdim etti.